
Son günlerde Adalet Bakanı Akın Gürlek hakkında sosyal medya ve bazı medya kanallarında yoğunlaşan itibarsızlaştırma kampanyası, yalnızca sıradan bir eleştiri dalgası olarak değerlendirilemeyecek ölçüde organize bir görünüm sergiliyor. Bu süreci FETÖ bağlantılı unsurların yürüttüğü bir “5. kol faaliyeti” niteliği taşıyor.
Bu kampanyanın temelinde yalan bilgi üretimi ve algı operasyonu yer alıyor. Sosyal medya üzerinden dolaşıma sokulan içeriklerin önemli bir kısmı ya çarpıtılmış ya da tamamen gerçek dışı iddialardan oluşuyor. Buradaki amaç, doğrudan ikna etmekten çok, kamuoyunda şüphe ve güvensizlik oluşturmak. Çünkü modern dezenformasyonun en etkili silahı, gerçeği yok etmek değil; gerçeği tartışmalı hale getirmektir.
Bu sürecin yönlendirilmesinde, yurt dışına kaçmış bazı FETÖ’cü isimlerin aktif rol oynadığı net olarak organize bir şekilde görülüyor. Özellikle Cevheri Güven, Emre Uslu, Erk Acarer gibi Alman BND istihbaratı ve batı istihbarat birimlerine çalışan ve onların koruması altında olan isimlerin ve benzer çevrelerin, dijital platformlar üzerinden içerik üretimi ve yayılımında etkili bir operasyon başlatılmış ve devam ediyor. Bu noktada dikkat edilmesi gereken husus, bu tür iddiaların çoğunlukla belirli bir anlatıyı güçlendirmek amacıyla organize şekilde servis edilmesi ve geniş kitlelere ulaştırılmasıdır.
Operasyonun bir diğer ayağı ise Adalet Bakanı Akın Gürlek’i yalnızlaştırma stratejisi karşımıza çıkıyor. Hedef alınan kişiyi itibarsızlaştırmakla kalmayıp, ona destek verenleri de baskı altına almak ve susturmak, bu operasyonun klasik yöntemlerinden biri. Ancak burada dikkat çeken bir kırılma göze çarpıyor. Farklı siyasi görüşlerden, hatta muhalif kimliğiyle bilinen İsmail Saymaz, Barış Pehlivan gibi bazı isimlerin dahi Bakan Gürlek’e yönelik organize saldırılara karşı mesafe koyması ve hukukun korunması adına Gürlek’e yönelik itibarsızlaştırma çabalarına karşı durması FETÖ’cü isimlerin hedefine girmiş bulunuyor. Bu durum, meselenin siyasi rekabetten öte bir boyut taşıdığını gösteriyor.
Özellikle Terörsüz Türkiye sürecine girilen dönemde bu tür faaliyetlerin artması tesadüf değil. Toplumda kaos algısı oluşturmak, devlet kurumlarına olan güveni zedelemek ve kutuplaşmayı derinleştirmek, bu tür yapıların en sık başvurduğu yöntemler arasında yer alır. Güçlü ve istikrarlı bir yapı yerine sürekli kriz üreten bir atmosfer oluşturmak, hem iç kamuoyunu hem de dış algıyı etkilemeye yönelik bir stratejidir.
Burada altı çizilmesi gereken kritik nokta şudur: Demokratik toplumlarda eleştiri meşrudur, hatta gereklidir. Ancak yalan, manipülasyon ve koordineli itibarsızlaştırma söz konusu olduğunda bu durum artık eleştiri olmaktan çıkar ve bir operasyon niteliği kazanır.
Sonuç olarak, Adalet Bakanı Akın Gürlek üzerinden yürütülen bu operasyon, sadece bir kişiyi değil, aynı zamanda devlet kurumlarının güvenilirliğini hedef almaktadır. Bu nedenle meseleye dar bir siyasi çerçeveden değil; toplumsal istikrar, bilgi güvenliği ve kamu düzeni perspektifinden yaklaşmak gerekiyor.





