CHP Sözcüsü Deniz Yücel, “Bugünkü PM toplantımızda, 659 seçim çevresine esas olmak üzere, 31 Mart 2024 tarihinde yapılacak seçimlerde Mahalli İdareler ile Mahalle Muhtarlıkları ve İhtiyar Heyetleri Seçimi Hakkında Kanun’un 10’uncu, Siyasi Partiler Kanunu'nun 37’nci ve Tüzüğümüzün 55’inci maddeleri uyarınca; tüm seçim çevrelerinde ve tüm seçim türlerinde aday saptamaya kaynak olmak üzere seçim çevrelerinin özelliklerine göre, ‘Örgüt Denetiminde Ön Seçim’, ‘Örgüt Denetiminde Basit Aday Yoklaması’ ve ‘Örgüt Denetiminde Genişletilmiş Aday Yoklaması’ adıyla eğilim yoklaması yöntemlerinin kullanılmasına karar verilmiştir. Öncelikle 'ön seçim’ diyoruz. Örgütlerimize bu konuda yetki veriyoruz. Ön seçim yapılamayan yerlerde, örgüt görüşleri doğrultusunda, memnuniyet anketleriyle, aday profili belirleme süreçleriyle aday adaylarının toplumsal karşılığını ölçerek çoklu adayların teke indirilmesi ve bunların içerisinden mümkün olduğu kadarıyla kadın adayların tercih edilmesi yönünde bir irademiz olduğunu da paylaşmak istiyorum. 2019’da, ‘Mart’ın sonu bahar olacak’ dedik, ülkemizin birçok köşesine baharı getirdik. 2024’te de ‘Baharın tüm çiçekleri Türkiye’yi saracak’ diyoruz” dedi.

CHP Genel Başkan Yardımcısı Parti Sözcüsü Deniz Yücel, parti genel merkezinde basın toplantısı düzenledi. Yücel, Parti Meclisi toplantısı ve gündeme ilişkin şunları söyledi:

“ENGELLİLERİN BÜTÜN HAKLARINA KOLAYLIKLA ERİŞEBİLECEKLERİ BİR ÜLKEYİ ONLARLA BİRLİKTE KURACAĞIZ”

“Güne, hepimizi kaygılandıran bir deprem haberiyle başladık. Marmara Denizi Gemlik Körfezi’nde, art arda iki deprem oldu. Depremler Bursa, İstanbul ve Çevre illerde hissedildi. Depremden etkilenen tüm vatandaşlarımıza geçmiş olsun dileklerimizi iletiyoruz. Yaşadığımız her deprem, bize dirençli kentler tasarlamak konusunda çok az vaktimizin olduğunu ve bir an önce harekete geçilmesi gerektiğini hatırlatıyor. Dün, 3 Aralık Dünya Engelliler Günü’ydü. Ülkemizde engellilerin, istihdamdan sağlığa, eğitimden bakım ve rehabilitasyona yıllardır çözülmeyi bekleyen çok önemli sorunları var. Ama bu sorunlar, AKP’nin engelli politikalarının yardım temeli üzerinden yürütülmesi nedeniyle çözülemiyor. Açlık sınırının 14 bin lira olduğu Türkiye’de; evde bakım ücreti 5 bin, en yüksek engelli aylığı ise 2 bin 811 lira. Kamuda ve özel sektördeki engelli kotaları boş. İşte AKP’nin Engelli Politikası bu. 3 Aralık Dünya Engelliler Günü bir kutlama değil, farkındalık günüdür. Biz, engellilerin hak temelli mücadelelerini destekliyoruz ve yanlarında olduğumuzu bir kez daha ifade ediyoruz. Engellilerin bütün haklarına kolaylıkla erişebilecekleri bir ülkeyi onlarla birlikte kuracağız.

“MADENLERİ DENETİMSİZ BIRAKAN, KAÇAK OCAKLARA GÖZ YUMAN, İŞ GÜVENLİĞİNİ HİÇE SAYIP MADEN CİNAYETLERİNİ ‘KADER’ VE ‘FITRAT’ İLE AÇIKLAYAN ANLAYIŞI ASLA KABUL ETMİYORUZ”

Engelli vatandaşlarımız gibi, madencilerimizin de iş güvenliğiyle ilgili yıllardır çözülmeyi bekleyen sorunları var. 4 Aralık Dünya Madenciler Günü’nde, yerin yüzlerce metre altında iş için, aş için canları pahasına çalışan madencilerimize, hak ettikleri güvenli çalışma koşullarını sağlayacağımızın sözünü veriyoruz. Madenleri denetimsiz bırakan, kaçak ocaklara göz yuman, iş güvenliğini hiçe sayıp maden cinayetlerini ‘kader’ ve ‘fıtrat’ ile açıklayan anlayışı asla kabul etmiyoruz. Soma’dan Zonguldak’a, Ermenek’ten Kozlu’ya, Amasra’dan Dursunbey’e, bu ülkede dünyanın en zor ve en tehlikeli işini yaparken işçi sağlığı ve iş güvenliği önlemleri alınmadığı için hayatını kaybeden madencilerimizi rahmetle ve saygıyla anıyor, tüm madencilerimizin ve ailelerinin 4 Aralık Dünya Madenciler Günü’nü kutluyorum.

“MUSTAFA KEMAL ATATÜRK’ÜN TÜRK KADINLARI İÇİN ÇİZDİĞİ AYDINLIK YOLU, AKP’NİN KARARTMASINA İZİN VERMEYECEĞİZ”

89 yıl önce, 5 Aralık’ta Türk kadını seçme ve seçilme hakkını elde etti. Bugün AKP Türkiye’sinde, kadınların elde ettiği tüm kazanımlar tırpanlanmak isteniyor. Mustafa Kemal Atatürk’ün Türk kadınları için çizdiği aydınlık yolu, AKP’nin karartmasına izin vermeyeceğiz. Türk kadınına seçme ve seçilme hakkının verilişinin 89’uncu yılını kutluyor, kadınların haklı mücadelelerinde her zaman yanlarında olduğumuzu bir kez daha ifade ediyoruz. Genel başkanımız Sayın Özgür Özel, değişim hedefiyle yola çıktığında, siyasette kadın temsilini arttıracağımızın, siyaset başta olmak üzere hayatın her alanında kadının önündeki engelleri bir bir ortadan kaldıracağımızın sözünü verdi. İşte bu iradeyi, önümüzdeki yerel seçimlerde hep birlikte hayata geçireceğiz.

“ÇOCUKLARI BOMBALARLA ÖLDÜREREK GÜÇ GÖSTERİSİ YAPAN BİR DEVLET GÜÇLÜ DEĞİLDİR. OLSA OLSA ACİZDİR”

Dış politikada, savrulma halen devam ediyor. İsrail’in yaklaşık 2 aydır saldırı düzenlediği Gazze’de, sivil ölümler, 15 bini geçti ve yaşanan insanlık dramı her geçen gün artıyor. Ara buluculuk çabaları karşılık bulmayan Erdoğan, aradan günler geçmesine ve defalarca uyarılmasına rağmen insanlık krizine tarafgir yaklaşımı nedeniyle dikkate alınmıyor. Daha önce de belirttiğimiz gibi, Türkiye ve dünya, meseleyi uluslararası bir insanlık sorunu olarak ele almalı ve kalıcı barışı sağlamak için gerekli adımları atmalıdır. İsrail, yaklaşık 2 aydır sivilleri, Hamas bahanesiyle katlediyor. Hastanelere yapılan bombalamalarda çoğunluğu kadın ve çocuklardan oluşan binlerce Filistinli hayatını kaybetti. Hep büyük ve güçlü devlet, olduğunu iddia eden İsrail’in yöneticilerine şunu hatırlatmak gerekir: Büyük ve güçlü devlet; doğruyu yanlıştan, haklıyı haksızdan, suçluyu suçsuzdan, masumu zalimden ayırt edebilen devlettir. Çocukları bombalarla öldürerek güç gösterisi yapan bir devlet güçlü değildir. Olsa olsa acizdir. Ancak şunu da hatırlatalım: Erdoğan’ın yaptığı gibi Hamas taraftarlığıyla Filistin sorunu çözülemez. Aksine, İsrail katliamlarına devam eder. Hamas’ın yerine Filistin’in meşru temsilcisi Filistin Yönetimi muhatap alınmalıdır.

“GEÇEN YEREL SEÇİMDE, ‘SİSİ’YE Mİ OY VERECEKSİNİZ, BİNALİ YILDIRIM’A MI’ DİYE VATANDAŞTAN OY İSTEDİ. 2024 MART’INDA DA ‘NETANYAHU’YA MI OY VERECEKSİNİZ, YOKSA AKP’NİN ADAYINA MI’ DİYEREK SEÇİM PROPAGANDASI YAPARSA KİMSE ŞAŞIRMASIN”

Siz, Erdoğan’ın ikide bir Hamas’ı övdüğüne bakmayın, Erdoğan sadece Türkiye’de Hamas lafları, bazı radikal kesimlerde prim yapıyor ve yerel seçim yaklaşıyor diye her zamanki gibi ikiyüzlü siyasetine devam ediyor. Geçen yerel seçimde, ‘Sisi’ye mi oy vereceksiniz, Binali Yıldırım’a mı’ diye vatandaştan oy istedi. 2024 Mart’ında da ‘Netanyahu’ya mı oy vereceksiniz, yoksa AKP’nin adayına mı’ diyerek seçim propagandası yaparsa kimse şaşırmasın. Hâlbuki İsrail ile ticaret hacmi devam ediyor. İktidar, basın önünde yalandan birkaç laf söylerken Türkiye-İsrail ilişkileri, hız kesmeden artarak devam ediyor. Hatırlayın, Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde montaj videoları mitinglerde izletip sonra da aynı videolar için ‘Bir gencin kıvrak zekâsının ürünü’ demişti. Çok iyi biliyoruz. Erdoğan için her melaneti kullanmak meşrudur, yeter ki seçimi kazanılsın. Sayın Erdoğan, Makyevel'i mumla aratıyor.

“SAYIN TUNÇ, MADEM İYİ İŞLEYEN BİR YARGI SİSTEMİ VAR, O HALDE ESKİ FUTBOLCULARIN, CUMHURBAŞKANI ERDOĞAN’DAN YARDIM TALEP ETMELERİNİN SEBEBİ NEDİR?”

Kuvvetler ayrılığı ilkesi yok sayılarak Anayasa’nın açıkça ihlal edildiği, yüksek yargı organlarının millet iradesine had bildirme cüretini gösterdiği hukuksuzluk zinciri hepimizin malumu. Peki, bu ortamda, kendisine soru sorulmasını istemeyen, ‘Hep beni sıkıştırıyorsunuz’ diye muhalefete sitem eden Adalet Bakanı Sayın Yılmaz Tunç ne demiş? ‘İyi işleyen, güven veren, eleştirilebilen bir yargı sistemi için son 21 yılda çok önemli adımlar attık ve atmaya devam ediyoruz’ demiş. Acaba attığınız o adımları biz mi göremedik? Sayın Tunç, madem iyi işleyen bir yargı sistemi var, o halde eski futbolcuların, Cumhurbaşkanı Sayın Erdoğan’dan yardım talep etmelerinin sebebi nedir? Madem iyi işleyen bir yargı düzeni var, hukuk devleti olan Türkiye Cumhuriyeti'nde bu yardım talebine karşı Sayın Cumhurbaşkanının ‘Çocukların sorununu çözün’ cevabını nasıl açıklayacağız? Nerede kaldı hukukun üstünlüğü, nerede kaldı bağımsız ve tarafsız yargı? Yoksa bir kısım yargı mensubu millet adına karar vermiyor da Sayın Erdoğan adına mı karar veriyor?

“EĞER SAYIN TUNÇ SORULARA CEVAP VEREMİYORSA, ELEŞTİRİYE TAHAMMÜLÜ YOKSA DERHAL İSTİFA ETMELİ”

Geçtiğimiz haftalarda, Erdoğan’ın Türkiye’yi ‘kabile devleti’ sandığını söylemiştik. Her sözümüzde haklı çıkmak istemiyoruz. Sayın Yılmaz Tunç, şimdi bu sorularımızdan da rahatsız olur. Zira kendisi, Plan Bütçe Komisyonu’nda, muhalefetin soruları karşısında, ‘Hep Adalet Bakanını sıkıştırıyorsunuz’ dedi. Sayın Tunç biz hukukla, adaletle, mahkemelerdeki yetki aşımlarıyla ilgili soruları Adalet Bakanına sormayalım da kime soralım? Anayasa Mahkemesi'ni (AYM) Sağlık Bakanına, Yargıtay'ı Sanayi Bakanına mı soralım? Sayın Bakana hatırlatalım: Bakanlar, sadece icraatlarını anlatmaz, aynı zamanda hesap da verirler. Eğer Sayın Tunç sorulara cevap veremiyorsa, eleştiriyi kabul edemiyorsa ve tahammülü yoksa derhal istifa etmelidir. Ayrıca şunu da asla aklından çıkarmasın: Eksikliğini duyup eleştirdiğimiz konu, sıradan bir konu değil; bağımsız ve tarafsız yargı.

“KENDİSİ KONUŞURKEN AĞZINDAN ÇIKANLARI, KULAKLARI DUYUYOR MU? ETTİĞİ HAKARETLERİN ACABA FARKINDA MI”

Ülkemizde yargıyı siyasallaştıran, bağımsızlığını ortadan kaldıran, sonra da yüksek yargı organları arasında kriz çıkarıp bu bahaneyle Anayasa değişikliği yapmak isteyen Sayın Erdoğan, kendi iktidarının ömrünü uzatmak için 50+1’i revize etmeye çalışıyor. Ancak görüyoruz ki 50+1 krizi, Sayın Bahçeli’yi de Sayın Erdoğan’ı da bir hayli germiş. Öyle ki, görüşme öncesinde ‘50+1’i mi görüşeceksiniz’ diye son derece normal bir soru soran gazeteciye, Cumhurbaşkanı ‘Allah Allah, lafa bak’ diye cevap verebiliyor. O kadar rahatsız ki kendisine soru sorulmasından. Peki, kendisi konuşurken ağzından çıkanları, kulakları duyuyor mu? Ettiği hakaretlerin acaba farkında mı? Şehitlere ‘kelle’ diyen de Erdoğan bu ülkenin kurucularına ‘iki ayyaş’ diyen de; şimdiki ittifak ortağına ‘zürriyetsiz’, ‘densiz’, ‘ahlaksız’ diyen de Erdoğan. ‘Çiftçinin hali ne olacak, anamız ağladı’ diyen Çiftçi Mustafa Kemal Öncel'e ‘Ananı da al git’ diyen de Erdoğan; kendi vatandaşına ‘Affedersin Ermeni’ diyen de ‘Kız mıdır kadın mıdır bilmem’ diyen de ‘Bunlar çürük, bunlar sürtük’ diyen de Erdoğan. Sayın Erdoğan, bu hakaretlerinin farkında değilse durum vahim. Eğer farkındaysa durum çok daha vahim.

‘KAFKAS KÜLTÜR BULUŞMALARI’NDA KONUŞAN İMAMOĞLU: "KİMSENİN BİR ÜLKEDE ‘AZINLIK’ DİYE TARİF EDİLMESİNİ KABUL ETMEM, EDEMEM" ‘KAFKAS KÜLTÜR BULUŞMALARI’NDA KONUŞAN İMAMOĞLU: "KİMSENİN BİR ÜLKEDE ‘AZINLIK’ DİYE TARİF EDİLMESİNİ KABUL ETMEM, EDEMEM"

“ÖZGÜR ÖZEL’İ OPERA SANATÇISI BİR KADININ ELİNİ ÖPERKEN GÖREBİLİRSİNİZ ANCAK BİR ŞEYHİN ETEĞİNİ ÖPERKEN GÖREMEZSİNİZ”

Cumhur İttifakı’nın ortakları, CHP ve Genel Başkanımız Sayın Özgür Özel olmasa ne konuşacaklar açıkçası çok merak ediyoruz. Bizi anmadıkları tek an bile yok. Sayın Erdoğan, partisinin grup toplantısında dedi ki ‘Bölücü terör örgütleriyle opera dinlemeyi marifet saydılar.’ Bölücü terör örgütleri ne zamandan beri opera yapar oldu? Şunu da söylemeden geçmeyelim: Pervin Çakar’ı en fazla konuk edip ekranlarına çıkaran da TRT’dir. TRT arşivlerini silse de bu yayınları akıllardan silemeyecektir. Ben, buradan Sayın Erdoğan’a sesleniyorum: Genel başkanımız Sayın Özgür Özel’i opera sanatçısı bir kadının elini öperken görebilirsiniz ancak bir şeyhin eteğini öperken göremezsiniz. Size kalsa herkes terörist, herkes çürük, herkes sürtük. Bizi teröristlerle yan yana göremediğiniz için çareyi yanımızdakilere terörist demekte buldunuz. Anlıyoruz ama artık komik duruma düşüyorsunuz. Bölücü terör örgütleriyle opera dinliyormuşuz, hadi oradan.

“BİLİYORUZ, GÖRÜYORUZ VE YAŞIYORUZ Kİ AKP TÜRKİYE’SİNDE İNSANLAR, ANAYASA’YA GÖRE EŞİTTİR AMA AKP'YE SIRTINI YASLAYANLAR DAHA EŞİTTİR”

Sayın Erdoğan’ın ve Sayın Bahçeli’nin Kürtlerle ne sorunu var bilmiyoruz. ‘Bütün insanlar eşittir ama bazıları daha eşittir.’ Bakın, bu söz George Orwell'in, Stalin dönemi Sovyetler Birliği’ndeki eşitsizlikleri çarpıcı bir dil ve öyküyle eleştirdiği ‘Hayvan Çiftliği’ isimli ünlü eserinden bir alıntıdır. Genel Başkanımız Sayın Özgür Özel’in ‘Kürtler Türkiye’de daha az eşittir’ sözünün altına imzamızı atıyoruz. Zira bu ülkenin, bu toprakların asli unsurlarından olan Kürt kardeşlerimizin uzun yıllar uğradıkları adaletsizlik ve çifte standartların AKP döneminde daha da arttığını hepimiz biliyoruz. Ancak AKP döneminde kimlerin daha eşit, kimlerin daha az eşit olduğunu da biliyoruz. Buna bir kısım örnek verecek olursak: Eşinin firmasından kendi bakanlığına 9 milyon liralık dezenfektan satın alan becerikli ve yetenekli Ticaret Bakanı, AKP’nin Türkiye’sinde diğer vatandaşlarımızdan daha eşittir. Ya da Ankara’yı paralel yapıya parsel parsel sattığı, kendi yol arkadaşı tarafından ifade edilen Ankara’nın eski belediye başkanı, Erdoğan Türkiye’sinde diğer vatandaşlarımızdan daha eşittir. Veya Fethullahçı Terör Örgütü’nün liderini meclis kürsüsünden ‘Bu ülkenin, bu milletin yetiştirdiği bir değerdir’ diye öven dönemin başbakan yardımcısı, diğer vatandaşlarımızdan daha eşittir. Örneğin atanamayan öğretmenler, 3 ayrı yerden maaşlı bürokratlardan daha az eşittir. Ya da küçük yaşta çalışmaya zorlanan çocuklar; okula giden, oyun oynayan yaşıtlarından daha az eşittir. Biliyoruz, görüyoruz ve yaşıyoruz ki AKP Türkiye’sinde insanlar, Anayasa’ya göre eşittir ama AKP'ye sırtını yaslayanlar daha eşittir.

“BU ÜLKEDE YOLSUZLUKLARIN ÜZERİNE GİDİLECEKTİR VE BUNLARIN AÇIĞA ÇIKMASINA YARDIMCI OLAN GERÇEK GAZETECİLERE DE TEŞEKKÜR EDİLECEKTİR”

Türkiye'de maalesef mesleğini hakkıyla yapan insanlar, sürekli hedef tahtasına oturtuluyor. Gazetecilerin görevi, gerçeği ortaya çıkarmak ve doğrunun peşinden gitmek. Bağımsız ve tarafsız gazeteciler, bu yolda yıllarca bedel ödediler. Şimdi de Murat Ağırel hedef gösteriliyor. Neden?Türkiye'de gündem oluşturan bir dolandırıcılık olayının üzerine gittiği için. Murat Ağırel'in ailesine ve henüz ortaokul çağındaki kızına yapılan hakaretler, tehditler, aşağılamalar kesinlikle kabul edilemez. Bu ülkenin her onurlu vatandaşı gibi, Murat Ağırel'in de ailesinin de can ve mal güvenliğini sağlamak, emniyet koşullarını en üst düzeye çıkarmak ve bu tehditleri yapanları ivedilikle bulmak ve yargı önüne çıkarmak iktidarın namus borcudur. Bir kez daha vurgulayalım: Bu ülkede yolsuzlukların üzerine gidilecektir ve bunların açığa çıkmasına yardımcı olan gerçek gazetecilere de teşekkür edilecektir.

“BU ÜLKEDE, AKP İKTİDARINDAN HİMAYE GÖRMEDEN KİMSE KİMSEYİ BU KADAR BÜYÜK ÇAPTA DOLANDIRMASI MÜMKÜN DEĞİLDİR”

Murat Ağırel’in üzerine gittiği bu dolandırıcılık olayında, ünlü futbolcu ve iş insanlarından yüksek faiz vaadiyle para toplandı ve geri ödenmedi. Milyonlarca lira kayıp. Toplanan paralar, banka kayıtlarına bile girmedi. Paraların kime gittiği meçhul, nerede kullanıldığı meçhul. Ve bu ülkenin en ünlü futbolcularından bazıları, ‘Dolandırıldık’ diye yargıya başvurmak yerine Cumhurbaşkanına başvurdular. Şimdi size bu vahim durumu, bir örnekle anlatacağım: Bazı geri kalmış ülkelerde, bazı mahallelerde, birinin bir malı çalındığında, örneğin arabası çalındığında polise gitmezler. O arabayı çalanın kim olduğunu bilene giderler. ‘Abicim, sizin çocuklara söyle de bizim arabayı geri versinler.’ Futbolcuların yargıya değil, Cumhurbaşkanına gitmeleri de işte bunun gibi. Çünkü bu ülkede, AKP iktidarından himaye görmeden kimse kimseyi bu kadar büyük çapta dolandırması mümkün değildir. Futbol camiası, güzellik merkezleri, sosyal medya fenomenleri ve organize suç örgütleri… Adeta dolandırıcıların, mafyanın fink attığı bir ülke haline geldik.

“ÜLKENİN GÜVENLİĞİNDEN SORUMLU İKİ YÜKSEK MAKAMIN KANDIRILDIĞI BİR ÜLKEDE, VATANDAŞ KİME GÜVENECEK”

Vergisini ödeyen, kıt kanaat geçinen, harama el uzatmayan sade vatandaş ne yapacak? Çiftçi Mehmet Amca, Emekli Ayşe Teyze kredi çekmek istese bankanın kapısından içeri giremiyorken suç örgütlerinin önüne teminatsız kredi seçenekleri sunuluyor, düşük faizli, hatta geri ödemesiz kredi imkânları bile sağlanıyor. Bu ülkenin İçişleri Bakanı’nın ve valisinin imzası taklit edilerek 10 kişiye 1500 dolar karşılığında silah ruhsatı verildi. Ülkenin güvenliğinden sorumlu iki yüksek makamın kandırıldığı bir ülkede biz kime güveneceğiz, vatandaş kime güvenecek? Sonra ‘Ülkeyi dolandırıcılar ülkesi haline getirdiniz’ deyince kızıyorsunuz. ‘Kara para aklama ülkesi olduk’ deyince yine kızıyorsunuz. ‘Siz, çeteler iktidarısınız’ dediğimizde daha çok kızıyorsunuz. Ama iş denetlemeye gelince, hakça paylaşıma gelince üç maymunu oynuyorsunuz.

“ASGARİ ÜCRETİN YILDA TEK SEFER BELİRLENMESİ, BİR KURAL DEĞİL; TERCİHTİR. ASGARİ ÜCRETİN YILDA İKİ KEZ BELİRLENMESİ, BİR LÜTUF DEĞİL; BİR ZORUNLULUKTUR”

CHP olarak asgari ücret tespitiyle ilgili süreci çok yakından takip ediyoruz ve gerekli çalışmaları yapıyoruz. Asgari Ücret Tespit Komisyonu’nun toplanmasıyla birlikte ilgili Genel Başkan Yardımcımız, Gölge Bakanımız Sayın Gamze Taşcıer ayrıntılı bir açıklamayı da önümüzdeki günlerde kamuoyuyla paylaşacak. Ancak şimdiden ifade ediyoruz, bizim duruşumuz çok net. Biz emekten ve emekçiden yanayız. Asgari ücretle geçim mücadelesi veren milyonlarca vatandaşımızın ve ailelerinin insan onuruna yaraşır bir yaşama kavuşmalarını isterken temel hedefimiz de bu yurttaşlarımızın taban ücrete mahkûm edilmelerini ortadan kaldırmaktır. Asgari ücretle ilgili olarak hem Cumhurbaşkanı Erdoğan hem de Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Işıkhan’ın ‘Zaten yılda tek sefer veriliyordu’ şeklindeki açıklamalarla ön almaya çalıştıklarını görüyoruz. Asgari ücretin yılda tek sefer belirlenmesi, bir kural değil; tercihtir. Asgari ücretin yılda iki kez belirlenmesi, bir lütuf değil; enflasyon karşısında bir zorunluluktur. Emekçiler, enflasyonun sebebi değil; mağdurudurlar. Bu konuda, iktidarın algı yaratma çabasını reddediyoruz.

“ÖNCE YEREL SEÇİMLERDE, SONRA DA GENEL SEÇİMLERDE SİZİN BİLETİNİZİ KESEREK EŞİTLİĞİN, ÖZGÜRLÜĞÜN, ADALETİN VE EKONOMİK REFAHIN HÂKİM OLDUĞU TÜRKİYE'Yİ KURACAĞIZ”

Bugün, en düşük memur maaşı, yoksulluk sınırının yarısı. Asgari ücret, yoksulluk sınırının dörtte biri. Emekli aylığı ise yoksulluk sınırının altıda biridir. Asgari ücretle emekli maaşlarının açlık sınırının da altında olduğunu belirtmeye bile gerek yok, rakamlar ortada. Üstelik bu rakamlar, uzun süredir böyle. Halkımız, günden güne derinleşen ekonomik kriz altında inim inim inlerken Sayın Erdoğan her şeyin yolunda gittiğini söylüyor. Seçim öncesinde, ‘Türkiye'de kriz yok, ekonomide her şey kontrol altında, ben ekonomistim, ben bilirim’ diyen Erdoğan, şimdi ekonomide dengenin bozuk olduğunu itiraf ediyor. ‘Ekonomide dengeleri kurmanın vakit aldığı bir gerçektir’ diyor. Hâlâ, vatandaştan sabır bekliyor. Vatandaştan sabır isteyen Erdoğan'a cevabımız net: Artık vatandaşın sabredecek gücü kalmadı. Sabır taşı olsa çatlardı. Ama biz, halkımızın sizin bu beceriksiz ve basiretsiz ekonomi yönetiminiz nedeniyle çatlamasına izin vermeden önce yerel seçimlerde, sonra da ilk genel seçimlerde sizin biletinizi keserek eşitliğin, özgürlüğün, adaletin ve ekonomik refahın hâkim olduğu Türkiye'yi kuracağız.

“2019’DA, ‘MART’IN SONU BAHAR OLACAK’ DEDİK, ÜLKEMİZİN BİRÇOK KÖŞESİNE BAHARI GETİRDİK. 2024’TE DE ‘BAHARIN TÜM ÇİÇEKLERİ TÜRKİYE’Yİ SARACAK’ DİYORUZ”

Bildiğiniz gibi yerel seçim takvimi, Resmi Gazete’de yayınlandı. Antalya Manavgat’ta gerçekleştirdiğimiz 3 günlük milletvekili kampımızı başarıyla tamamladık. Kamp boyunca, milletvekillerimiz ve MYK üyelerimizle ülke gündemini, 38’inci Olağan Kurultay’ımız sonrasında yapılan çalışmaları ve yerel seçim stratejilerimizi değerlendirdiğimiz bir dizi toplantı yaptık. Geçtiğimiz saatlerde de MYK toplantımızın ardından PM toplantımıza başladık. Şu an itibarıyla PM toplantımız devam ediyor. Bugünkü PM toplantımızda, 659 seçim çevresine esas olmak üzere, 31 Mart 2024 tarihinde yapılacak seçimlerde Mahalli İdareler ile Mahalle Muhtarlıkları ve İhtiyar Heyetleri Seçimi Hakkında Kanun’un 10’uncu, Siyasi Partiler Kanunu'nun 37’nci ve Tüzüğümüzün 55’inci maddeleri uyarınca; tüm seçim çevrelerinde ve tüm seçim türlerinde aday saptamaya kaynak olmak üzere seçim çevrelerinin özelliklerine göre, ‘Örgüt Denetiminde Ön Seçim’, ‘Örgüt Denetiminde Basit Aday Yoklaması’ ve ‘Örgüt Denetiminde Genişletilmiş Aday Yoklaması’ adıyla eğilim yoklaması yöntemlerinin kullanılmasına karar verilmiştir. Diğer seçim çevrelerinde de önümüzdeki haftalarda bu seçim bölgeleri belirlenecek ve haftadan haftaya bunları kararlarını aldıkça kamuoyuyla paylaşacağız. Öncelikle 'ön seçim’ diyoruz. Örgütlerimize bu konuda yetki veriyoruz. Ön seçim yapılamayan yerlerde, örgüt görüşleri doğrultusunda, memnuniyet anketleriyle, aday profili belirleme süreçleriyle aday adaylarının toplumsal karşılığını ölçerek çoklu adayların teke indirilmesi ve bunların içerisinden mümkün olduğu kadarıyla kadın adayların tercih edilmesi yönünde bir irademiz olduğunu da paylaşmak istiyorum. 2019’da, ‘Mart’ın sonu bahar olacak’ dedik, ülkemizin birçok köşesine baharı getirdik. 2024’te de ‘Baharın tüm çiçekleri Türkiye’yi saracak’ diyoruz.”

“HEDEP KONUSU MYK VE PM GÜNDEMİMİZDE YOKTU”

Yücel, “HEDEP’in 81 ilde aday gösterme kararına ilişkin değerlendirmeniz nedir? Eğer HEDEP 81 ilde aday çıkartma kararının arkasında durursa İstanbul özelinde bu karar tayin edici bir faktör olarak ön plana çıkabilir mi” sorusuna şu yanıtı verdi:

“Bu konu MYK ve PM gündemimizde yoktu. PM’de de görüşülmedi. Cevap verilmesi gerekirse Sayın Genel Başkanımız yarınki grup toplantısında bu sorunuza gerekli cevabı verir.”

 

Kaynak: anka